• TÜZDEV

HEM ÜSTÜN ZEKALI HEM DİSLEKTİK OLUNUR MU?

En son güncellendiği tarih: 11 May 2019

Evet, olunur! Özellikle aile ve öğretmenlerin sıkça şüpheye düştüğü bir durum aynı anda hem üstün zeka sahibi hem de dislektik olmak. Ancak dikkat, üstün zekalı olmak çocukları disleksiden korumuyor.

Bir kere şu konuda anlaşmalı; disleksinin varlığından bahsedebilmek için kişinin en az normal zeka düzeyine sahip olması gerekir. Yani eğer bir çocuk dislektik ise, bu çocuk en azından normal bir zeka düzeyindedir. Okumada ve yazmada güçlük, düşük okuma hızı, yazarken harfleri atlama veya harfleri ters yazma, b-d gibi harfleri karıştırma, zaman kavramında başarısızlık (günleri, ayları karıştırma), yönleri karıştırma gibi belirtiler disleksinin yaygın belirtilerindendir. Hafızaları kuvvetli değildir. Kısa süreli bellekleri yetersiz olduğundan yeni bilgileri uzun süreli hafızada depolayamazlar. Bu nedenle öğrendikleri bilgileri kolayca unutabilirler. Dikkatleri kolayca dağılabilir. Akademik başarısızlık gösteren bu çocuklar kendilerindeki yetersizliği hissederek özgüven eksikliği yaşamaktadır. Bu nedenle okula gitmekte isteksizlik gösterir ve yaşıtlarıyla iletişim kurmakta güçlük çekerler.

Bir çocuğa disleksi tanısının konulabilmesi için tıbbı incelemeden sonra zeka düzeyinin belirlenmesi gerekir. En az normal zeka düzeyine ulaştıktan sonra disleksi belirtilerinin varlığı araştırılmalıdır. Yaygın bir inanışa göre okumada güçlük çeken her çocuk dislektiktir, ancak bu durum belirtilerden yalnızca biridir. Daha fazla ipucu keşfetmek gerekir. Okuma hızında yavaşlık, yuvarlayarak okuma veya okumayı öğrenmekte zorluk yaşamak disleksi tanısı için kesinlikle yeterli değildir. Yakın zamanda yaşadığım çarpıcı bir olayı sizinle paylaşayım. Güncel bir zeka testi ile üstün zekalı olduğu tespit edilmiş bir öğrenci için öğretmeni veliye şiddetle raporun doğru olmadığından ve öğrencinin zekasında üstünlük değil aksine gerilik olduğundan bahsetmiş. Son derece kaygılı bir şekilde kurumumuza başvuran veli maalesef ne yapacağını bilemez hale gelmiş. Öğretmen çocuğun zekasında düşüklük olduğunu savunmakta imiş, çünkü öğrenci okumada güçlük çekiyormuş. Anlaşılan o ki, henüz disleksi hakkında bildiklerimiz yetersiz, hatta doğru değil. Bu nedenle, velilerden daha çok öğretmenleriyle vakit geçiren öğrencilerimiz ile ilgili saptamalarımızda biraz daha temkinli olmamızın yararlı olacağını düşünüyorum.

Disleksi ile baş edebilmek için çocukların destek eğitimi alması gerekmektedir. Aynı süreç evde de sürdürülmelidir. Çocukların akademik eğitimlerine ek olarak destek programında okuma, yazma, matematik işlemleri kadar sosyal açıdan bu çocukların geliştirilmesi de önemlidir. Çocuğun özgüvenini tekrar kazanması ve toplumda kabul görmesi için aile desteği de bir o kadar gereklidir.

Aileler bu özel çocuklara karşı hoşgörülü, sabırlı ve anlayışlı davranmalıdır. ‘Aferin, yapabilirsin, başarabilirsin.’ gibi çocuğu motive edici ifadeler kullanılmalıdır. Çocuklar dikkatsizlikleri veya başarısızlıkları nedeniyle eleştirilmemelidir. Bu durumun bir eksiklik olmadığı, her insanın farklı özelikler taşıdığı ve birlikte çabalandığı takdirde üstesinden gelinebileceği çocuğa açıklanmalıdır.


Betül KOÇARSLAN

Uzm. Nöropsikolog

TÜZDEV

0 görüntüleme